“Sonra”lar Bataklığı ve Ertelemenin Tatlı Sarhoşluğu

Ertelemek, karakter sorunu mu yoksa “sonra”dan edindiğimiz tuhaf bir alışkanlık mı? Kafamızda bu soruların pek çok versiyonu türetilebilir ya da herhangi bir cevap bulma umuduyla alakalı hatta alakasız bir düzine açıklama getirmeye çalışabiliriz. Bu yazımda sizler adına ben cevaplar bulmaya çalışacağım ya da bir düzine açıklama getireceğim önünüze. 

Sıradan alışkanlıklar batağına düşmek mi bizi “sonra”lar denizinde boğuyor henüz anlamış değilim. Belli bir amacımız olsaydı ve o amaca tutkuyla hatta saplantıyla bağlı olsaydık ya da gündelik-ama artık neye yaradığını bile bilmediğimiz- alışkanlıklarımızın ekseninde ufakta olsa bir kayma olsaydı harekete geçmek bizler için daha kolay olabilirdi. Harekete geçmek için sürekli bahaneler uydurup beklemezdik en azından. Daha sabırsız olmamız gerekmez miydi? Erteleyip -sonra yaparım deyip- en sonunda öylece bırakmazdık gerçekten arzuladığımız her ne varsa. Ondan vazgeçmez adım adım her nefeste zorluklarına katlanırdık. Veya böyle düşünecek kadar hayalci ve uçarı biriyim. Biliyorum, aramızda mevcut benim gibi hayalciler. Canınızı sıkmak istemem ama galiba bütün bu cevaplanmamış soruların en sonunda, her şeyin bakış açımıza ve yaşama isteğimize bağlı olduğunu kabullenmek zorunda kalıyorum. Aslında insanın kendine anlamsızca -sadece diğerleri gibi olamadığını düşündüğü için- yüklenmesi son derece yersiz ve yanlış zannımca. Herkes hayatında mutlaka bir veya iki şeyi erteler. Sonraya bırakır veya vazgeçer. 


Şimdi sizlere sormak istediğim ve aslında vereceğiniz cevabın hayatınız için bir ivme olacağını düşündüğüm asıl soru şu: Vazgeçtiğimiz her kararda, atmadığımız her adımda, enerjimizi harcamadığımız her eylemde kendimizden vazgeçmiş olmuyor muyuz sizce? 

Sizler için ivmeyle biraz oynamak isterim. Cevap galiba gözümüzün önünde duran kocaman bir “Evet!”. İlerleyişimize karşı kocaman bir tümsek oluşturmak bu. Sonrası ise o tümseği aşmaya çalışırken ağlamak veya sızlanmak. Daha da ağırı kendimize verdiğimiz değerin ne boyutta olduğunun gerçekçi ve acı bir yansıması ile yüzleşmek. Aslında işin özü; aklımızı ve yeteneklerimizi küçümsemeden ayağa kalkmak ve kendimizi başkalarıyla yani ‘el alemle’ kıyaslamadan yolumuza devam etmektir. O yolda yürüdükçe önümüzdeki sis dağılmaya başlayacak ve yolumuz bir sonraki durağa yaklaştıkça apaçık önümüzde belirecektir. Belki bu fikirler temelsizdir. Yani tüm olay, harekete geçmen gereken o an geldiğinde “sonra” deyip erteleme batağına ilk adımı atmaktır. Nedeni ve niçini yoktur. Düşünmeden sadece “sonra” demek… Öyle gelmiştir içimizden ve bizde sorgulamadan o dürtüye teslim olmuşuzdur. İşte en yıkıcı olanda bu; o dürtüye anında teslim olmak fakat bir saniyeni alacak herhangi bir şeyi anında yapamamak. Galiba bir tek ertelemek ve sonraya bırakmak ertelenemiyor. Bu da oyunun bizim için en ilginç kırılma noktası. Yani hayatı satranç tahtası üzerinde oynanan bir oyun olarak görenler için en azından. 


En nihayetinde bu yazıyı yazmadan önce çokça “sonra yazarımdan” geçip şimdiye geldim. Süreç, ben farkında olmadan tatlı bir sarhoşluk içinde geçip gitti. Ne kadar zamanın geçtiğini anlamadım bile. Biraz düşündüren ve biraz da can sıkıcı bir konuya sahip yazımı daha önce okuyabilirdiniz. Bilmem hayatınızda ne değişirdi ama benim hayatımda değişim küçükte olsa başlamış olurdu. Kum taneleri gibi birikirdi, yazılarımı ve yeteneklerimi geliştirmek için yaptığım pratikler. Yaratıcı bir deneyime doğru yol almış olurdum. Yol almış olurdum! Neyse ki başarılı bir yazar olma yolundaki kum tanelerini şimdi biriktirmeye başladım ve kendime yüklenmeden devam etme niyetindeyim. Sizlerde yüklenmeyin kendinize. Sizi hayattan soğutmaktan başka bir şeye yaramaz keşkeler. O an yapmanın, o an düşünmenin, o an istemenin önemini naçizane vurgulamak istedim. Hayatımız bir nehir gibi akarken şöyle bir durup fark edelim istedim. Bu farkındalık hem kendimize hem de faydamız olacağını hiç düşünmediğimiz insanlara yardımcı olabilir. Kelebek etkisi diyelim. 

Siz değerli okuyucularımın bir an dikkatini -ertelemenin tatlı sarhoşluğunun zararlarına- çekebildiysem ne mutlu bana. Daha erken çekebilirdim fakat maalesef “sonra”ya kaldı!    

-
ujournalist 💙


Yorumlar

Popüler Yayınlar